Güncel

Öztrak, CHP’nin buhrandan çıkış stratejisini açıkladı

Öztrak şu ifadeleri kullandı:

Dün Bitlis’ten gelen bir acı haberle hepimiz sarsıldık. Askeri helikopterimiz düştü, 11 Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimiz arasında 8’inci Kolordu Komutanımız, Korgeneral Osman Erbaş da var. Milletçe yüreğimiz dağlandı. Biraz önce ebediyete milletçe uğurladığımız Kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve milletimize başsağlığı ve sabır, kazada yaralanan askerlerimize de acil şifalar diliyoruz. Acımız büyük. Bu nedenle de bugün siyasetin yakıcı gündeminden çok tarihe not düşmeye çalışan bir açıklama yapacağım

.
BUHRAN BİR GÜNDE ÇIKMADI
Milletimiz, ülkemiz büyük bir buhran yaşıyor. Bir yanda “ekonomik kriz”, diğer yanda “devlet krizi” ve bir de bunun üstüne gelen “salgın”, milletimizi perişan etti, ediyor. Tabi bu buhran bir günde olmadı. Bunun bir safahatı, bir geçmişi var. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür derler. Onun için hafızaları tazelemekte de her zaman yarar vardır. 

GÜVEN VEREN BİR PROGRAMI ÖNLERİNDE BULDULAR
AK Parti bundan tam 19 yıl önce 2002’de, büyük bir ekonomik krizin ardından hükümete geldi. Koltuğa oturduğunda, tüm dünyaya güven veren, güçlü bir ekonomik programı önünde buldu. Ekonomide yol temizliği yapılmış. 1990’ların kiri pası büyük ölçüde temizlenmiş, batık bankalar sistemden ayıklanmış, ekonomi yeniden büyümeye başlamıştı. Uluslararası kabul görmüş, saydamlık ilkelerine uyan, tüyü bitmedik yetimin hakkını koruyan, bir Kamu İhale Kanunu çıkarılmıştı. Siyasetçinin, ekonominin günlük işleyişine müdahalesini engelleyecek, düzenlemeler yapılmıştı. Mali disiplin, güçlü özerk kurumlar, içsel tutarlılık, öngörülebilirlik, yönetimde liyakat ve saydamlık, ekonomide güven duygusunu yeniden güçlendirmişti.  

KRAL OLMAK İSTEYENLER, KURAL TANIMADI
Milletimiz krizden çıkmak, 1990’ların kirinden, pasından arınmak için, büyük bedeller ödedi. Ben de bu programın teknik çalışmalarını yürüten takımda, Hazine Müsteşarlığı yaptım. O günlerde attığımız çapalar bundan sonra hep sağlam kalır diye düşünmüştüm, onun için de “Türkiye gemileri yaktı. Artık geriye dönüş yok” dedim. Ama yanılmışım. Ülkeye Kral olmak isteyenler, kural falan tanımadılar, ülkede taranmadık tek bir çapa bırakmadılar. Kuralsızlık ve çürüme, Kamu İhale Kanunu’ndan başladı. 2003’ten sonra bu kanunda, tam 58 defa değişiklik yapıldı. Yani kanun, ortalama her dört ayda bir değiştirildi. İkincil mevzuattaki değişiklikleri saymak ise mümkün değil.  

KÜRESEL SERMAYE BOLLUĞU HATALARINI ÖRTTÜ
Atalarımız “Bir dirhem et, bin ayıp örter” der. Erdoğan’ın şahsım hükümetlerinin ekonomideki ayıplarını da, 2002’den sonra başlayan ve bize benzeyen tüm ekonomilere akan, o güne kadar görülmemiş, küresel sermaye bolluğu örttü. 2008-2009 yıllarında, küresel krizle birlikte para muslukları kapandı. Ama 2009’dan sonra, bizim gibi yükselen ekonomiler için o musluklar tekrar ardına kadar açıldı. Gelişmiş ülke merkez bankalarının, 2008’in ilk aylarından 2013 ortalarına kadar, piyasalara sürdüğü 6 trilyon dolar, bize benzeyen ekonomilere el oldu aktı.  
EKONOMİYİ BORÇLA ŞİŞİRDİLER
Erdoğan’ın şahsım hükümeti bu yalancı bahara kandı, ekonominin yapısal dayanıklılığını artıracak adımlar atmak yerine, borçla ekonomiyi şişirdi. Bunu da büyüme zannetti. Ekonomide daha önce inşa edilen tüm koruma kalkanlarını indirdi. Döviz geliri olmayan şirketlere, 2009’da dövizle borçlanma izni verildi. Kendilerini çok uyardık. “El atına binen tez iner” dedik. Bizi dinlemediler. Türk şirketleri 2009’dan itibaren, Dünyada, yabancı para cinsinden borcu en hızlı artan şirketlerin arasında ön sıralarda görülmeye başlandı. Ülke döviz kurundaki dalgalanmalara karşı, son derece hassas hale geldi. O günden itibaren, dünyanın en kırılgan beş ekonomisi arasından hiç çıkmadık. Ekonomi baş aşağı gitmeye başladı. 

FETÖ’YLE AYNI YAĞMURDA ISLANDILAR
Diğer taraftan, bugün yaşadığımız derin devlet krizinin taşları, 2008-2009’dan sonra tarafından döşendi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, yurtsever, liyakatli komutanlarımız tasfiye edildi. 12 Eylül 2010 Referandumunda, bugün “FETÖ”, “terör örgütü” dedikleri ortaklarıyla birlikte, “Ölüleri mezarından kaldırıp” Anayasa’yı değiştirdiler. Sonrasında, ülkemizin; “Askeriyesi”, “Adliyesi”, “Mülkiyesi” tamamen FETÖ terör örgütüne teslim edildi. Bunlar yaşanırken kendilerini hep uyardık. Bizi dinlemediler. Onun yerine Pensilvanya kapılarını tavaf etmeyi tercih ettiler. 2013’te “yolsuzluk dosyaları” ortalığa saçıldı. Aynı yağmurda beraber ıslanan ortakların arası da açıldı.  

DOLMABAHÇE’DE KURULAN MASA, VALİLERE VERİLEN TALİMAT
2014’ten itibaren de Erdoğan’ın tek bir önceliği oldu: “Tek Adam Vesayet Rejimini inşa etmek.” Bunun için İmralı’da, Dolmabahçe’de masalar kuruldu. Erdoğan masalarda kimin nerede oturacağına kadar ilgilendi. Yetmedi, “Terör örgütünün faaliyetlerine müdahale etmeyin” diye, valilere talimat verdi. Biz uyardık: “Böyle gizli saklı iş tutmayın. Bu mesele çözülecekse, Gazi Meclis’te çözülecek” dedik. Bizi dinlemediler. Erdoğan ne zaman ki, “Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerini duydu. Kendi kurduğu masayı dağıtıverdi.  

DEMOKRASİNİN GENLERİYLE OYNADI
7 Haziran 2015 seçimlerinde, milletimiz kendisine tek başına iktidarı vermedi. Erdoğan, koalisyon görüşmelerini yokuşa sürmek için, elinden geleni yaptı. Bir yandan da ülke tarihinin, en karanlık ve en kanlı dönemlerinden biri yaşandı. Başkentin ortasında Gar Meydanında bombalar patladı. Ülkemiz kana bulandı. Milletin güvenlik endişeleri, özgürlük ve refah taleplerinin önüne geçirildi. Kasım ayında seçim tekrarlandı. Erdoğan demokrasinin genleriyle oynayarak, kaybettiği seçimi 5 ay sonra kazandı. Bir yıl sonra da Erdoğan’ın eski yol arkadaşları, hain bir darbe girişimine yeltendi. Milletimiz o gece devletini sokaklardan topladı. Türkiye görülmemiş bir devlet krizinin içine düştü.  

HAİN DARBEYİ LÜTUF OLARAK GÖRDÜ
Erdoğan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olarak, tüm milletle kucaklaşmak yerine, tek adam vesayet rejimini inşa etmek, Partisinin Genel Başkanlığını yeniden ele geçirmek, Şahsım Hükümetini kurmak için, 15 Temmuz’u siyasi bir lütuf olarak gördü. Şerden hayır çıkarmak yerine, 20 Temmuz’da OHAL ilan etti. Sivil darbe oldu. Tüm evrensel demokrasi kurallarına aykırı olarak, OHAL koşullarında yapılan, 16 Nisan 2017 Mühürsüz, Şaibeli Referandumuyla, Anayasamız bir kez daha değiştirildi. Anayasa ile beraber en az 100 yıllık Hükümet sistemimizde değişti. Milletten “Verin kardeşinize şu yetkiyi, ondan sonra faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır” diye oy isteyen Erdoğan, 24 Haziran 2018’de çok istediği Şahsım Hükümetine kavuştu.  

GÜÇSÜZ EKONOMİ BİR TWEETLE SALLANDI
Ama bütün bu yapılanlardan sonra, Erdoğan’ın dostum dediği Trump’ın, attığı bir tweet mesajı, borç yükü altında ezilen, içsel dayanıklılığını yitirmiş bir ekonomide, kuralsızlıkla, disiplinsizlikle, liyakatsizlikle malul bir devlet düzeninde, ciddi bir ekonomik dalgalanmayı tetiklemeye yetti.  

HATALAR ÜST ÜSTE GELDİ
15 Temmuz’u “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Erdoğan, 15 Temmuz’dan sonra, zaten hiçbir zaman sevmediği, kuraldan, saydamlıktan, hesap vermekten de tamamen uzaklaştı. “Liyakat değil, sadakat” dedi. Paralel bütçelerle, Varlık Fonlarıyla, adrese teslim ihalelerle, Kamu Özel İşbirliği böyle dolarla, dövizle garanti verilen Kamu Özel İşbirliği projeleriyle mali disiplini alt üst etti, bitirdi. En sonunda Merkez Bankası kasasında duran, milletin hini hacette kullanılacak yedek akçesi de, döviz rezervleri de bu keyfilikten nasibini aldı. Merkez Bankası’nın kasasındaki 128 milyar dolar, buhar oldu. Bu işlerden sorumlu Damat Bakan da istifa edip yok oldu. Merkez Bankası daha önce de, döviz piyasalarına müdahalelerde bulunmuştu. Doğrudan müdahalelerde bulundu, ihaleler düzenledi. Ama bunların hepsini kamuoyuyla paylaşmıştı. Ama 27 Nisan 2016’dan sonra, bu ülkede Merkez Bankası da hükümet gibi hesap vermez oldu.  

BU HESABIN PEŞİNDEYİZ
Biz, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kasası, Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da damadının şahsi kasası değildir” dedik. Yapılan “Bu işlemlerin hesabının, satılan bu dövizlerin hesabının mutlaka millete verilmesi gerekir” dedik. O gün bugündür de bu hesabın peşindeyiz. Dün açıklandı… 26 Şubat itibariyle Merkez Bankası’nın Net Rezerv Hesabı 42,5 milyar dolar açık veriyor. Yetkililer, “Rezervler istikrar kazandı” diyormuş. 40 milyar dolardan fazla açık veren bir rezerv hesabı söz konusuysa, istikrar bunun neresinde? 

“MİLLETİ UÇURACAK” DEDİKLERİ REJİM, 241 MİLYAR DOLARI UÇURDU
Bu buhran bir günde çıkmadı. Bu millet Erdoğan’ın istediği her yetkiyi kendisine verdi. Ama Erdoğan’ın Şahsım Hükümetiyle beraber, hem ekonomik kriz, hem de devlet krizi her gün daha da derinleşti. Ülkemizin neşesi, huzuru, bereketi kaçtı. İşimiz, aşımız, ekmeğimiz küçüldü. Bunu ben demiyorum. TÜİK’in rakamları diyor. Tek Adam Vesayet Rejiminin inşasına başlandığı 2014’ten bu yana, milli gelirimiz böyle tepetaklak aşağı gitti. 2013’te 958 milyar dolar olan milli gelir, 2020’de 717 milyar dolara kadar düştü. 2008’deki milli gelirin bile gerisine düştük. 13 yıl geri gittik. Erdoğan’ın “milleti uçuracak” diye pazarladığı Tek Adam Vesayet Rejiminin inşa sürecinde, ekonomi sürekli patinaj yaptı. Milli Gelir sürekli geriledi, milletin cebinden 7 yılda 241 milyar dolar uçtu. Böyle bir gerilemeyi bu millet, bu ülke daha önce hiç zaman yaşamamıştı.  

1,7 MİLYO9N YURTTAŞ İŞİNDEN OLDU
Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti milletimizin sadece aşını değil, işini de elinden aldı. 2018 yılında bu ülkede çalışanların sayısı 28 milyon 834 bin kişiydi. Bugün bu sayı 27 milyon 140 bin kişiye düştü. Yani Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti iş başı yaptıktan sonra çalışan, işi gücü olan 1 milyon 694 bin yurttaşımız işinden ekmeğinden oldu. Gerçek işsiz sayısı 11 milyonu aştı. Ve daha da kötüsü işsizlik katılaştı. Milletimizi, yeniden işe girememe, iş bulamama, eski gelirine ulaşamama korkusu aldı. Bugün bir yıl ve daha uzun süredir iş bulamayan yurttaşlarımızın, işsizlerimiz içindeki payı hızla arttı. 2018’de her 100 işsizden 22’si bir yıl veya daha uzun süre işsizdi. Şimdi bu oran yüzde 25’i aştı. Artık ülkemizde, her dört işsizden biri, bir yıl ve daha uzun süredir işsiz. Bu insanlar ne yer, ne içer? Merak ediyorum sarayın umurunda mı?  

ÜLKE BUHRANA SÜRÜKLENDİ:
Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti, milletimizi kış gününde soğan, patates kuyruklarına, işsizlik kuyruklarına soktu. Çöp konteynerlerinden, pazar atıklarından beslenen yurttaşlarımızın görüntüleri, vakayı adiyeden oldu. Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti döneminde; liyakate değil sadakate değer veren, istişare yerine, “benim aklım herkese yeter” diyen, kurala göre değil, Saray’ın keyfine göre yönetilen ülkemiz, büyük bir buhranın içine sürüklendi. 

ENFLASYON UÇTU, EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI YERİNDE SAYDI
Milletimiz maalesef hayat pahalılığı altında inim inim inliyor. Tabeladaki enflasyon bu hafta yüzde 15’lerin üzerine çıktı. Türkiye dünyada enflasyonu en yüksek 15 ülke arasına girdi. Rakiplerimiz Nijerya, Haiti, Etiyopya. Ama bu da TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla… Resmi enflasyon yüzde 15, ama bağımsız iktisatçıların enflasyonu her ay bunun iki katı, milletin hissettiği enflasyon ise yüzde 50-55. Son bir yılda, Ayçiçek yağı yüzde 55, Mısırözü yağı yüzde 54, Portakal yüzde 54, yumurta yüzde 50, mercimek yüzde 50 zam gördü. Geçen yıl, en düşük emekli aylığını alayiş valayişle 1.500 lira yapmışlardı. Şimdi son bir yılda resmi rakamlara göre enflasyon yüzde 15’i geçti ama en düşük emekli aylığı hala 1.500 lira yerinden oynamadı. Aksaray’da emekli bir yurttaşımızın, Genel Başkanımıza söylediği gibi “Böyle bir oyun şeytanın aklına dahi gelmez.”  

MİLLET KRAL DEĞİL, KURAL İSTİYOR
Bugün marketlerde bebek mamalarına alarm takılıyorsa, Ayçiçek yağı tek taş pırlanta muamelesi görüyorsa, millet hayat pahalılığı altında inim inim inliyorsa, bunun sorumlusu Erdoğan ve onun Şahsım Hükümetidir. Bu günleri yaşayan Polatlılı bir besicimiz, “Biz Kral istemiyoruz, kural istiyoruz” demişti. İşte bunun adı Anadolu irfanıdır. Hiçbir kural tanımayan Erdoğan, şimdi çıkıyor, “Gelin Anayasayı bir kez daha değiştirelim” diyor. Sayın Erdoğan, ne zaman Anayasa derse hep kazanan o oluyor, kaybeden ise milletimiz oluyor.  

MİLLETİN İSTİAP HADDİ TAŞTI
Milletimiz sabırlıdır. Ama artık milletimizin istiap haddi doldu, taştı. Tek Adam Vesayet Rejiminin ve Erdoğan’ın Şahsım Hükümetinin raf ömrü doldu. Saray, bu hafta “İnsan Hakları Eylem Planı” açıkladı. Millet dönüp, bakmadı. Tınmadı bile. Çünkü milletin artık lafa karnı tok. İcraat görmek istiyor. Esnaflarımız borç değil, gelir desteği istiyor. Çiftçilerimiz borçlarının faizsiz yeniden yapılandırılmasını istiyor. İşçilerimiz insanca yaşayacağı bir ücret istiyor. İşsizlerimiz iş bekliyor. Gençlerimiz bu ülkede kendilerine yakışır bir gelecek bekliyor. Analar babalar evlatlarının yüzü gülsün istiyor. Bu ülkeyi 19 yıldır kim yönetiyor? Hükümette kim var? Erdoğan. Bu 19 yılda ülkemizde, insan haklarına saygı yoksa, adalet yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa, millete hesap verme yoksa, bunun sorumlusu kim? Elbette Erdoğan.  

ÇİÇEK KİM, DİKEN KİM?
İnsan hakları evrenseldir. Herkes doğduğu anda bu haklara sahip olur. Ama 19 yıldır ülkeyi yönetenler insan haklarından, adaletten dem vururken, çiçek ile dikeni ayırmaktan bahsediyorlar, “Çiçeğe su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür” diyorlar. Peki kimin çiçek, kimin diken olduğuna karar vermek hangimizin haddine? Hz. Mevlana ne güzel diyor: “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür, gülistan olursun, diken düşünür, dikenlik olursun.” Ne demişler, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde…” 

ŞAHSIM HÜKÜMETİNİN BEYİN ÖLÜMNÜ GERÇEKLEŞTİ
Sorunları doğru teşhis etmeden, doğru tedavi de olmaz. Sorunun kaynağı bellidir. Sorunun kaynağı; tüm gücü tek bir kişinin elinde toplayan, ülkede denge ve denetimi bitiren, istişareyi kaldırıp, tek aklı, kibri egemen kılan, liyakat yerine sadakati, kural yerine, keyfiliği esas alan, Ucube Tek Adam Vesayet Rejimidir. Artık “Harç bitti. Yapı paydos” deme vakti geldi. İki yılda, bu rejimin, bu hükümetin millete verecek bir şeyi olmadığını hep beraber gördük. Metal yorgunu Şahsım Hükümetinin, artık beyin ölümü gerçekleşti. Milletimizi daha fazla yormayın. “Fişi çekmesi için” bir an önce milletin hakemliğine başvurun.

NAZAR ETME NE OLUR, ÇALIŞ SENİN DE OLUR
Ama onlar, işi gücü bıraktılar tüm engellemelerine rağmen, milletimize tıkır tıkır hizmet veren CHP belediyelerine, takır, tukur saydırıyorlar. O belediyeler olmasaydı çok açık söyleyeyim, CHP’li belediyeler olmasaydı bugün milletimiz aç kalırdı. Kıskanmayın. Haset etmeyin. Nazar etmeyin. Çalışın sizin de olur.  

CHP’YE ÖMÜR BİÇMEYE CÜRET ETME
Sayın Erdoğan, kibre düşüp, kimseye ömür biçmeye kalkmayın. Hele hele Cumhuriyet Halk Partisi’ne ömür biçmeye hiç kalkmayın. Cumhuriyet Halk Partisi avukatlık bürolarında kurulmadı. Sürekli gömlek değiştirenler tarafından da kurulmadı. Bizim partimizde Allah’a çok şükür BOP eş başkanı da yok. Egemen güçlerin mal varlığı üzerinden şantajına boyun eğen Genel Başkan da yok. Cumhuriyet Halk Partisi, Kurtuluş Savaşı meydanlarında, bu ülkenin büyük önderi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. 1946’dan sonra sayısız parti geldi, geçti. Ama kökleri Kuvayımilliye’ye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine uzanan, asırlık çınarımız hep payidar kaldı. 12 Eylül darbesi bile bu çınarı yıkamadı. Bizim tavsiyemiz, CHP’ye ömür biçmeye cüret etmeyin, sayılı günü kalmış Şahsım Hükümetinizi, sebep olduğunuz buhranı, milletimize yaşattığınız acıları hafifletmek için çalıştırın. Şunu da hiç unutmayın; partileri millet açar, millet kapatır.  

CHP İKTİDARA HAZIR
Biz, kendimize güveniyoruz. Milletimizin sıkıntılarını yakından biliyoruz, bunları bitirmeye talibiz. Ülkeyi yönetmeye hazırız. İktidar Kurultayımızı yaptık. Tüm delegelerimizin oylarıyla, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi kabul ettik. Vizyonumuzu, ülkemizin sorunlarını nasıl çözeceğimizi bu beyannameyle tüm dünyaya ilan ettik. Ülke yönetiminde temel prensibimiz; “Yurtta barış, dünyada barış” olacaktır. Biz şuna inanıyoruz; birlikten kuvvet doğar. Bu ülkede demokrasiye inanan milletimizle, kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi dışlamadan, herkesi kucaklayarak, Yeni ve Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Rejimi, mutlaka bu ülkeye getireceğiz. Cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız. Tarafsız Cumhurbaşkanlığı makamı, milletimizi kucaklayacak, devletimizin birliğini temsil edecek.  

BAĞIMSIZ YARGI OLMAZSA OLMAZIMIZ
Bizim yönetimimizde, devlet vatandaşına hesap sormayacak, devlet vatandaşına hesap verecek. Kurallı ve öngörülebilir bir yönetim olacağız. Bunu güçlü kurumlarla yapacağız. Gücü; “Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” arasında dengeli bir biçimde dağıtacağız. Hepsi birbirini denetleyecek. “Bağımsız ve güvenilir yargı” olmazsa olmazımız. Hâkimler Savcılar Kurulu üzerinden, siyasetin gölgesini kaldıracağız. Hâkimlerin ve Savcıların işe alımında “Mülakat sistemini” bitireceğiz. Hâkimler ve Savcılar katı bir liyakat sistemiyle işe alınacak.  

EKONOMİNİN ÜZERİNDEKİ SİYASET GÖLGESİNİ KALDIRACAĞIZ
Ekonominin günlük işleyişi üzerinden siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankasının bağımsızlığını güçlendireceğiz. Merkez Bankası Başkanlarının keyfi kararlarla, görevinden alınmasını engelleyeceğiz. Uluslararası kabul gören bir “Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı’nı” hayata geçireceğiz. Siyasetin finansmanını saydamlaştıracağız. Kara paranın aklanmasını engellemek için, bu ülkenin dev bir kara para aklama makinasına dönüşmemesi için mevzuatımızı Birleşmiş Milletler standartlarına, uyumlu hale getireceğiz. Dürüst mükellefi ödüllendirecek mekanizmalar kuracağız. Başta Kamu-Özel İşbirliği ve Türkiye Varlık Fonu gibi, bütçe dışı uygulamalara da son vereceğiz.  

DIŞ POLİTİKADA İKİ AKS: DEVLETİN BEKASI, MİLLETİN REFAHI
Yeni dönemde, büyükelçilik makamını, siyasi arpalık olmaktan çıkaracağız. Bu makamı liyakat ve kariyer makamı haline getireceğiz. Küresel ve bölgesel diplomasiye hız vereceğiz. Dış politikamızı iki stratejik aks üzerine inşa edeceğiz: Devletimizin bekası, milletimizin refahı.  

MERSİN, CEYHAN, İSKENDERUN DOĞU AKDENİZ’İN ROTTERDAM’I OLACAK
Biz Doğu Akdeniz’de uluslararası işbirliklerini önemsiyoruz. Milli çıkar ve menfaatlerimize halel getirmeden, bu bölgeyi, bir refah ve zenginleşme alanı olarak görüyoruz. Türkiye, bu yakın coğrafyamızın en büyük ve en olgun ekonomisi. Körfez ülkelerinden başlayarak, Doğu Akdeniz’e kadar uzanacak “Refah Hilalinde”, Türkiye’yi önemli bir aktör haline getireceğiz. Mersin, Ceyhan ve İskenderun Körfezi’ni, tüm Doğu Akdeniz’in Rotterdam’ı yapacağız. 

SURİYELİLER GÜVEN İÇİNDE ÜLKESİNE DÖNECEK
Suriye’de normalleşmenin hızlanmasına katkı vererek, misafir ettiğimiz 4 milyon Suriyeliyi güven içinde ülkelerine göndereceğiz. Milli çıkarlarımız ve karşılıklı menfaat temelinde, bölge ülkeleriyle bozulmuş ilişkilerimizi onaracağız. Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurulmasına, öncülük edeceğiz. Dünyadaki dönüşümleri izlemek, ortaya çıkan fırsatları, ülkemizin potansiyeliyle buluşturmak üzere, Başbakanlığa bağlı “Stratejik Planlama Teşkilatı’nı” kuracağız.

ESNAF VE ÇİFTÇİNİN BORÇLARININ FAİZİ SİLİNECEK
Özellikle iki sorun, yakın dönemde ekonomimiz üzerinde baskı yaratacaktır. Bunlardan ilki “katılaşan işsizlik”, ikincisi ise “mali durumu sürdürülemez şirketler.” İşsizliği azaltmak üzere, iddialı bir “istihdam stratejisi” uygulayacağız. Maliye politikasındaki manevra alanını, bu amaç çerçevesinde hedef odaklı ve belirli bir program çerçevesinde kullanacağız. Özellikle küçük esnaflarımızın ve çiftçilerimizin yanında olacağız. Esnafımızın, çiftçimizin borçlarının faizlerini sileceğiz. Borçları uygun vadeyle yeniden yapılandıracağız.  

AİLE DESTEKLERİ SİGORTASI KURULACAK
Üreteceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Aile Destekleri Sigortası’nı kurarak, herkesin büyüme sürecinden hak ettiği payı almasını, dışlanmamasını sağlayacağız.  

POTANSİYELİ OLAN DESTEKLENECEK, ZOMBİ ŞİRKETLER SİSTEMİN DIŞINA TAŞINACAK
Bankacılık sistemimizi, uluslararası standartlarda stres testleri uygulayarak izleyeceğiz. Mali durumu sıkıntılı, ancak geleceği ve potansiyeli olan şirketlerimizle, küresel değer zincirlerinde yer bulacak şirketlerimizi, Kalkınma Planlarımızdaki öncelikleri de dikkate alarak destekleyeceğiz. Ekonomideki kıt kaynakları çekip, tüketen zombi şirketleri ise sistemin dışına hızla taşıyacak düzenlemeleri yapacağız.  

YENİ KADROLAR, YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR
Biz tüm bu politika setini “Üç Yeni” ile özetliyoruz. Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar! Biz hazırız. Cumhuriyet Halk Partisi hazır. Kendimize güveniyoruz. Artık milletimiz, sandığın önüne gelmesini sabırsızlıkla bekliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. 

Kaynak CHP Basın Birimi
Hibya Haber Ajansı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün